KamuMeb

Yeni ve Sivil Bir Anayasaya Kavuşmalıyız

GÜNCEL

TBMM 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önemli açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ''Aziz Milletim, Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28’inci Dönem 2’nci Yasama Yılı’nın, milletvekillerimizle birlikte ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sözlerimin hemen başında, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde iradelerini sandığa özgürce yansıtarak, demokrasimizin gücüne güç katan tüm vatandaşlarıma tekrar teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle, millî iradenin temsilcisi olarak Meclis’teki yerlerini alan 28’inci Dönem Milletvekillerimizi bir kez daha tebrik ediyorum. Meclisimizin faaliyete geçtiği 23 Nisan 1920’den günümüze kadar, bu yüce çatı altında ülkemize hizmet eden milletvekillerimizin her birine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Meclisimizde görev yapmış milletvekillerimizden vefat edenlere Mevla’dan rahmet niyaz ediyorum. Büyük Millet Meclisimizin ilk Başkanı, millî iradenin özellikle ilk kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyorum. Hangi unvanla olursa olsun, Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, güçlenmesi için emek veren, ter döken herkese, milletim adına teşekkür ediyorum.

Vatan topraklarının müdafaası, milletimizin birliği, ülkemizin bütünlüğü, devletimizin bekası uğrunda bin yıldır canları pahasına mücadele eden şehitlerimizi ve gazilerimizi tazimle yâd ediyorum.

Rabbim tüm şehitlerimizin ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin. Meclisimizin her açılışında, 103 yıl önceki heyecanı tekrar yaşıyoruz. Yeni yasama yılında; Teklifleriyle… Muvafık-muhalif görüşleriyle… Temsilcisi oldukları milletle olan yakın irtibatlarıyla… Millî iradenin üstünlüğü ilkesine bağlılıklarıyla…

Bu çatı altında ülkemize, milletimize, şehirlerimize hizmet edecek, katkı verecek tüm milletvekillerimize başarılar diliyorum. Sizlerden millî ülkümüz olan Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır fikri ve fiili eserler bekliyoruz.

Binlerce yıllık devlet geleneğimizin… İki asrı bulan demokrasi arayışımızın… İlk yüzyılını geride bırakmak üzere olduğumuz Cumhuriyetimizin… Çok partili siyasi hayata geçişle birlikte şekillenmeye başlayan demokratik teamüllerimizin… Velhasıl, göz kamaştırıcı millî hazinemizin en büyük mirası, işte burasıdır, bu yüce kurumdur. Elbette her ülkenin Meclisi, kendi tarihi, kültürü, istiklali, bekası için önemlidir.

Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin; İlki millî mücadelede, ikincisi 15 Temmuz’da olmak üzere iki defa gazilik payesiyle şereflenmiş… Darbelerden cuntalara nice badireleri atlatarak dimdik ayakta kalmış… Vesayetin tüm baskılarına rağmen daima milletin safında yer almayı başarmış bir kurum olarak… 

Tüm parlamentolar içinde özel bir yere sahip bulunduğuna inanıyorum. Millî mücadele gibi bir destanı; yokluklar, ihanetler, karanlık hesaplar içinde zafere ulaştıran Meclisimizin, bugün de Türkiye Yüzyılı’nın ufkunu aydınlatacağından şüphe duymuyorum.

Artık ilk asrını tamamlayan Cumhuriyetimizin hudayinabit değil, binlerce yıllık zincirin son halkası olarak ilan ve inşa edildiği gerçeğini, evlatlarımızın zihinlerine kazımamız gerekiyor. Gazi Mustafa Kemal’in 29 Ekim 1923 günü Meclis kürsüsünde dile getirdiği şu ifadeleri sizlere hatırlatmak, gençlerimizin de dikkatine getirmek istiyorum.

“SON SENELERDE MİLLETİMİZİN FİİLEN GÖSTERDİĞİ KABİLİYET, İSTİDAT, İDRAK, KENDİ HAKKINDA SUİZANDA BULUNANLARIN NE KADAR GAFİL VE NE KADAR TETKİKTEN UZAK İNSANLAR OLDUĞUNU PEK GÜZEL İSPAT ETMİŞTİR. MİLLETİMİZ, HAİZ OLDUĞU EVSAF VE LİYAKATİNİ, HÜKÛMETİNİN YENİ İSMİYLE CİHAN-I MEDENİYETE DAHA ÇOK SUHULETLE İZHARA MUVAFFAK OLACAKTIR.TÜRKİYE CUMHURİYETİ CİHANDA İŞGAL ETTİĞİ MEVKİE LÂYIK OLDUĞUNU, ESERLERİYLE İSPAT EDECEKTİR. BU YÜCE MÜESSESEYİ VÜCUDA GETİREN TÜRK MİLLETİNİN SON DÖRT SENE ZARFINDA İHRAZ ETTİĞİ ZAFER, BUNDAN SONRA DA BİRKAÇ MİSLİ OLMAK ÜZERE TECELLİLERİNİ GÖSTERECEKTİR. MİLLETİN TEVECCÜHÜNÜ DAİMA İSTİNAT NOKTASI TELÂKKİ EDEREK HEP BERABER İLERİYE GİDECEĞİZ."

Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonraki süreç, Gazi’nin hayal ettiği hızda ve içerikte yürümemiş olsa da, bir asır sonra aynı hissiyatla burada buluşmamız, kurucu iradenin geçerliliğini sürdürdüğüne işaret ediyor. Nitekim tarihe baktığımızda, geniş bir coğrafyada kurulan Türk devletlerinin büyük bölümünün, ilk asrına gücünün zirvesinde girdiğini görüyoruz.

Cumhuriyetimizin önünde kat edecek hâlâ epeyce bir mesafe olması, bize daha yapacak çok işimizin bulunduğunu anlatıyor. “KİMSESİZLERİN KİMSESİ” olarak tahayyül edilen Cumhuriyetimiz, inşallah bu vasfına tam manasıyla Türkiye Yüzyılı’nda kavuşacaktır.

Değerli Milletvekilleri,

Maziden atiye kurduğumuz köprüyü ne kadar sağlam tutarsak, Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirme azmimiz de o kadar güçlü olacaktır. Bunun için, topyekûn millet ve onun temsilcileri olarak, farklılıklarımızı zenginlik hâline dönüştürerek, ortak hedeflerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız. Geçtiğimiz 21 yılda ülkemizin kalkınma ve demokrasi altyapısının eksiklerini tamamlayarak, bu doğrultuda atılacak daha büyük adımların zeminini hazırladık.

Hamdolsun artık Meclis’in kapısına kilit vurulduğu, milletvekillerinin istiskale maruz bırakıldığı, Başbakanların ve bakanların idam sehpasına gönderildiği, vesayetin millî iradeyi hiçe saydığı dönemler geride kalmıştır. Meclisimiz ve milletimizle omuz omuza vererek hep birlikte yazdığımız 15 Temmuz Destanı, bu bakımdan bir dönüm noktasıdır.

İki asırlık yönetim sistemi arayışlarımızın zirvesi olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişin, tarihimizde ilk defa siyasetin, Meclis’in ve milletin ortak kararıyla gerçekleşmesi aştığımız bir diğer önemli eşiktir. Şimdi önümüzde yeni bir görev ve yeni bir fırsat var. Bu da ülkemizi, Cumhuriyetin ilk yıllarının ardından tekrar yeni ve sivil bir anayasaya kavuşturmaktır.

Genel Kurul salonumuzdaki Başkanlık kürsüsünün hemen arkasında yazan “HÂKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” ilkesinin hakkını, ancak bu şekilde verebiliriz. Türkiye’yi, 12 Eylül darbe yönetiminin 41 yıl önce milletimizin sırtına sardığı mevcut anayasa kamburundan kurtarmak, hepimizin en öncelikli sorumluluğudur.

41 yıllık tarihinde uğradığı irili-ufaklı 20’den fazla değişiklikle adeta yamalı bohçaya dönen bu anayasanın 2023’ün Türkiye’sini taşıyamadığı açıktır. Bu gerçeğe ekonomiden diplomasiye, adaletten hak ve özgürlüklere çok geniş bir yelpazede farklı vesilelerle şahit oluyoruz. Esasen, yeni anayasa meselesi, 10 seneyi aşın süredir ülkemizin ve Meclisimizin gündemindedir.

Hatta yarım kalmış olsa da bu doğrultuda atılan kimi adımlar oldu. Cumhur İttifakı olarak, 2021 yılında yeni anayasa için önce kendi hazırlıklarımızı yaptık. Ardından, diğer siyasi partileri de kendi hazırlıklarını yapmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya davet ettik. Maalesef bu samimi davetimiz karşılık bulmadı.

Lafa gelince sürekli darbe anayasasından şikâyet edenler, iş somut adım atmaya gelince, ne yazık ki, konfor alanlarının dışına çıkmak istemedi. Buna rağmen biz ümidimizi asla kaybetmedik. Her anayasanın ayrı bir hikâyesi vardır. Türkiye; 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarıyla, dönemlerinin olağanüstü şartları içinde tanıştı.

Bugün ülkemizin şartlarının, ilk defa demokratik sistemin kendi tabii işleyişi içinde bir anayasayı hazırlamaya ve milletin takdirine sunmaya uygun olduğuna inanıyoruz. Türk demokrasisinin ulaştığı olgunluk seviyesi, anayasa meselesinde, 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlayan kötü geleneği tamamen sona erdirmeye fazlasıyla yeterlidir.

Elbette anayasanın başarısı, her siyasi partinin, her toplumsal kesimin, her bireyin kendini içinde bulacağı ve “benim” diyerek sahipleneceği kapsayıcı bir metin olmasıyla orantılıdır. Devletin ve milletin ortak geçmişini ve ortak geleceğini kuşatmayan bir anayasa ülkeye fayda getirmez.

Cumhurbaşkanı olarak şahsım ve Cumhur İttifakı partileri olarak; Grubu olsun olmasın tüm partileri, tüm milletvekillerini… Tüm toplumsal kesimleri… Bu konuda sözü ve teklifi olan herkesi… Yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağırımıza katılmaya davet ediyoruz.

Darbecilerin direktifi olarak değil; gerçekten millî, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkes bu çağrının muhatabıdır. Anayasa metninin kısa veya uzun olacağı… Hangi konuları içerip hangilerini alt düzenlemelere bırakacağı… Milletin her bir ferdinin ortak manifestosu niteliğini nasıl taşıyacağı… Bütün bunların tamamını hep birlikte konuşup, tartışıp, kararlaştırabiliriz.

Yeter ki meseleye, ülkenin ve milletin temel değerlerine, kırmızı çizgilerine, Türkiye Yüzyılı hedefimize uygun şekilde hüsnü niyetle ve uzlaşmaya açık şekilde yaklaşabilelim. Bunu başardığımızda diğer tüm konuların üstesinden geleceğimizden asla şüphe duymuyorum.

Türkiye, milletimizin hayali olan böyle bir anayasayı hak ediyor. Türkiye, ülkenin ve toplumun gerisinde kalan değil, önünü açan, aydınlatan, ufkunu genişleten bir anayasayı hak ediyor.

15 Temmuz gecesi darbecilerin ölüm kusan silahlarına meydan okuyan bu necip millet, demokrasi mücadelesini sivil anayasayla taçlandırmayı fazlasıyla hak ediyor. Biz de diyoruz ki, bu özlemi daha fazla geciktirmeyelim. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını yeni anayasayla taçlandıralım.

Hatta bu vesileyle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin ilk dönemindeki tecrübelerin ışığında ortaya çıkan iyileştirme ihtiyacını da, yeni anayasa çalışmaları kapsamında değerlendirebileceğimizi ifade etmek istiyorum. Böylece, yeni anayasayla birlikte yönetim sistemi tartışmalarını ilanihaye sona erdirme imkânı bulacağız.

Gördüğünüz gibi, biz ülkemizi ve milletimizi Türkiye Yüzyılı anayasasına kavuşturmak için her türlü kolaylığı gösteriyor, her türlü uzlaşmaya açık davranıyoruz. Diğer siyasi aktörlerden ve partilerden de aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz. 

Değerli Milletvekilleri,

Toplumlar, sadece ortak zaferlerle değil, ortak acılarla da yoğrularak millet olur, devlet olur. Türkiye, 6 Şubat’ta işte böyle bir ortak acıyla güne uyandı. Ülkemizin 11 şehrindeki 14 milyon insanı etkileyen, 50 binin üzerinde can kaybına ve 850 bin bağımsız birimin kullanılamaz hâle gelmesine yol açan bu deprem, yakın tarihimizin en büyük felaketlerinden biridir.

Dünyada böylesine büyük bir alanda, bu kadar çok insanı etkileyen bir afet karşısında, bu derece hızlı toparlanıp önce arama-kurtarma, ardından acil yardım ve barınma hizmeti sağlayabilen başka devlet örneği yoktur.

Buna rağmen elbette kimi aksaklıklar, eksiklikler, gecikmeler olmuştur; belki hâlâ da vardır. Ancak milletimizin bu felaket karşısında gösterdiği birlik, beraberlik ve dayanışma asırlar boyunca hayırla yâd edilecek, tüm insanlığa örnek gösterilecektir. Devlet olarak imkânlarımızın tamamını bölgenin en hızlı şekilde ihyasına hasretmiş durumdayız.

Depremzede vatandaşlarımızın iaşe ve ibate hizmetleri, sistematik bir şekilde sağlanmaktadır. Bölgede kurulan 186 bin konteynerde 600 bine yakın vatandaşımız barınıyor. Yaklaşık 327 bin hanedeki 1,3 milyon vatandaşımızın yararlandığı kira yardımı ve diğer yöntemlerin devreye alınmasıyla, açıkta kimse kalmadı.

Şehirlerimizin yeniden inşa çalışmaları süratle ilerliyor. Yapımına fiilen başladığımız konut sayısı 200 bini, yerinde dönüşüm için başvuranların sayısı ise 212 bini geçti. Yakında inşası tamamlanan deprem konutlarının hak sahiplerine teslimine başlıyoruz.

Bu yılki ek bütçeyle bölgeye 762 milyar lira tahsis etmiştik, 2024’te bu rakam 1 trilyon lirayı geçecek. Eylül’ün ilk haftası açıkladığımız Orta Vadeli Program’daki önceliklerimizin başında da, deprem bölgesindeki yaraların sarılması yer alıyor.

Depremin ülkemize toplam maliyetinin 105 milyar doları bulacağı hesaplanıyor. Böyle bir meblağ, gelişmiş ülkeler dâhil tüm ekonomiler için çok büyük bir yüktür. Üstelik Türkiye, diğer alanlarla birlikte ekonomide de ciddi mücadeleler yürüten bir ülkedir.

Ülkemize yönelik her saldırının bir tarafında ekonomik hesaplar bulunuyor. Buna bir de, Kovid-19 salgınının ve kuzeyimizdeki savaşın yol açtığı krizlerin ekonomik sonuçları eklenince şartlar ülkemiz için daha da zorlaşmıştır. Biliyorsunuz, dünyanın kendi içine kapandığı küresel sağlık krizinde biz, önceliğimizi istihdama ve üretime vererek, farklı bir yol izlemeyi tercih ettik.

Hamdolsun, bu sayede salgın krizini en az hasarla atlattık. Rusya-Ukrayna savaşının küresel ekonominin dengelerini bozan sonuçları, her geçen gün farklı bir yönüyle tezahür ediyor. 

Dünya genelinde enflasyon oranları son 60-70 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Gıdadan enerjiye, ticaretten istihdama kadar her alanda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Gelişmiş ülkeler dâhil hemen hiç kimse önünü net bir şekilde göremiyor.

Türkiye olarak biz de, ister istemez, bu olumsuzluklardan etkileniyoruz. Seçimlerin ardından, hem mevcut küresel ekonomik görünümü, hem de önümüzdeki dönemde karşılaşabileceğimiz muhtemel tehditleri dikkate alan bir politikaya yöneldik.

Amacımız, bu hassas dönemden ülkemizi en az kayıpla ve şayet arzu ettiğimiz neticeleri alabilirsek en büyük kazançla çıkarmaktır. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme stratejimiz, ekonomi politikamızın omurgası olmaya devam ediyor.

Milletimizin canını yakan hayat pahalılığını ortadan kaldırmak, deprem başta olmak üzere ülkemizin acil meselelerini çözmek, ülkemizi büyütmeyi sürdürmek için ne gerekiyorsa yapmakta kararlıyız.

Asırlık hayalimiz Türkiye Yüzyılı’nı, diğer alanlardaki hedeflerimizle birlikte gerçekleştirmeden durmayacağız, duraksamayacağız. Küresel ekonominin geleceğine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde, biz sadece umudumuzu korumakla kalmıyor; istihdamdan ihracata her başlıkta artan tempomuzla iddialarımızı somut çıktılara dönüştürüyoruz. Türk ekonomisinin başarısının hepimizin hayat kalitesini yükselten, aksi durumun ise hepimize bedel ödeten bir tablo ortaya çıkardığını asla unutmamalıyız. 

Ekonominin ruhunu oluşturan güven ve istikrar iklimini bozacak her türlü söz, tutum ve davranıştan uzak durmalıyız. Ülkemizi, küresel ekonominin içinden geçtiği şu fırtınalı atmosferden yara almadan sahil-i selâmete ulaştırmak, siyasetçiler olarak hepimizin milletimize karşı olan mesuliyetidir.

Yasama organı Meclisimizin bu konuda göstereceği hassasiyet, yürütme olarak bizim en büyük moral kaynağımız ve desteğimiz olacaktır. Benzer bir dayanışmaya terörle mücadele konusunda da ihtiyacımız olduğunu hatırlatmak isterim.

Ülkemize 40 yıldır çok ağır insani ve ekonomik bedeller ödeten bölücü terör meselesini, sınırlarımız içinde büyük ölçüde çözdük. Terör örgütünün sınırlarımız dışındaki varlığını da ortadan kaldırarak, emperyalistlerin bölge halkının başına musallat ettiği bu belayı, ülkemiz için bir tehdit kaynağı olmaktan tamamen çıkartmak istiyoruz.

Bu çerçevede son yıllarda elde ettiğimiz tarihî, siyasi ve askerî başarıları, yeni kazanımlarla daha da ileriye taşımak için hazırlıklarımızı yapıyoruz. İçeride veya dışarıda son terörist de bertaraf edilene kadar, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Terör örgütünün siyaseti yönlendirmesine ve ülkemizin kutlu yürüyüşünü engellemesine müsaade etmeyeceğiz. Bu sabah, emniyet birimlerimizin vakitli müdahalesi neticesinde iki caninin etkisiz hâle getirildiği eylem, terörün son çırpınışlarıdır. Vatandaşın huzuruna ve güvenliğine kast eden alçaklar, emellerine ulaşamamıştır, asla da ulaşamayacaktır. Olaya müdahale esnasında yaralanan polislerimize Allah’tan acil şifalar diliyor, Ankaralı kardeşlerimize geçmiş olsun temennilerimi iletiyorum.

Güney sınırlarımızın tamamını en az 30 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridiyle koruma, onun ötesindeki faaliyetleri de mutlak denetim altında tutma stratejimiz bakidir. Atacağımız yeni adımlar sadece hazırlık, zaman ve ortam meselesidir.

Bunun için, “bir gece ansızın gelebiliriz” sözü, kulaklardan hiç eksik olmasın, diyoruz. FETÖ ihanet şebekesinin, bilhassa yurt dışında yuvalanan militanları vasıtasıyla yaymaya çalıştığı “yıkılmadık, ayaktayız” havası, bir çeşit mezarlıkta ıslık çalma gayretidir.

Açık ve net konuşuyorum… Bu ülkede bir daha asla FETÖ yeniden dirilemeyeceği gibi, benzer örgütlerin de yeni ihanetler sergileyebilmesi mümkün değildir. Ne devletimiz ne milletimiz ne de siyaset kurumu böyle bir durumun ortaya çıkmasına izin verecektir.

Operasyonlarımız neticesinde adeta can çekişen terör örgütlerine, siyasi hesaplarla moral aşılamanın vebali çok ağır olacaktır. Özellikle sanat öne sürülerek millî iradeye kast edenlerin propagandasının yapılmasını kabul edemeyiz.

Kültür-sanat gibi insanı yücelten ortak değerlerin, insanlık ve demokrasi düşmanlarının istismar alanı hâline dönüşmesine, sorumluluk makamında olan bizlerin karşı çıkması hayati öneme sahiptir. Bunu, her şeyden ve her türlü siyasi kaygıdan öte, 15 Temmuz gecesi çıplak elleriyle tankları durduran kahramanlara minnet borcumuz olarak görmemiz gerektiğine inanıyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’nin gücü, sadece içerideki imkân ve kabiliyetlerinden kaynaklanmıyor. Bizim gücümüzün asıl önemli kısmı, ortak medeniyet, tarih ve kültür mirasını paylaştığımız, insani değerlerimizle gönüllerine girdiğimiz yüz milyonlarca dostumuzdan geliyor.

Bugün Türk Cumhuriyetleri’nden Afrika’ya, Balkanlar’dan Asya’ya, Kafkasya’dan Körfez’e kadar dünyanın dört bir yanında “Türkiye” denilince insanların gözleri doluyor, yürekleri huzur ve güven kaplıyor.

Milletimiz sevinince sevinen, üzülünce hüzünlenen, Türkiye’nin başarılarıyla gurur duyan, 6 Şubat’ta olduğu gibi en zor zamanlarımızda imdadımıza koşan yüz milyonların varlığı, bizim için eşsiz bir kazanımdır.

Bunun için dış politikaya daima çok önem verdik. Kimi zaman yaptığımız fedakârlıkların, verdiğimiz emeklerin karşılığını alamadığımız durumlar elbette oldu. Mesela Avrupa Birliği’yle ilişkilerimiz bunlardan biridir. Biz Avrupa Birliği’ne verdiğimiz her sözü tuttuk, ama onlar bize verdikleri sözlerin neredeyse hiçbirini yerine getirmediler. Yönetimler değişse de, Avrupa Birliği’nin ülkemize yönelik adaletsiz ve ahde vefa ilkesiyle bağdaşmayan tarafgir tutumunda bir değişiklik olmadı.

Kâğıt üzerinde ortaya koydukları ilkeleri, kuralları, süreçleri hiçe sayan bir yaklaşımla ülkemize haksızlık üzerine haksızlık yapıyorlar. Türkiye olarak, 60 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği’nden herhangi bir beklentimiz yok. Şayet, bize karşı örtülü bir yaptırım gibi kullandıkları vize dayatması başta olmak üzere haksızlıklarından geri dönerlerse, kendi yanlışlarını düzeltmiş olurlar.

Yapmazlarsa; siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî olarak bizden herhangi bir beklentiye girme hakkını tümüyle kaybederler. Eğer, artık iyice lafta kalan tam üyelik sürecini sonlandırmak gibi bir niyetleri varsa, işin o tarafı da kendi bilecekleri bir iştir. Biz, demokrasi, adalet ve özgürlükler noktasında Kopenhag Kriterleri’ni gerekirse Ankara Kriterleri yapar, yine yolumuza devam ederiz.

Son 21 yılda hak ve özgürlükler konusunda hayata geçirdiğimiz, “sessiz devrim” olarak nitelenen tüm reformları, birileri istediği için değil, milletimiz en iyisine, en ilerisine layık olduğu için yaptık. Avrupa Birliği’ne rağmen sabırla bugünlere getirdiğimiz tam üyelik sürecimizde yeni dayatmalara, yeni şartlara tahammülümüzün kalmadığını burada tekrar ifade etmek istiyorum.

Diğer yandan, Avrupa Konseyi’nin bir kurumu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği son kararlar, adeta bardağı taşıran damla olmuştur. Bu karardan cesaret alan terör örgütü mensupları ve yandaşları beyhude yere heveslenmesinler.

Maşeri vicdanda zaten mahkum olan FETÖ’cü alçaklara bu karardan ekmek çıkmaz. Türkiye, bu ihanet çetesiyle mücadelesinden milim geri adım atmayacak, herhangi bir tavize, eskiye dönüşe müsaade etmeyecektir. 

Bir kez ihanet eden, her zaman ihanet eder. Milletimiz bir defa ısırıldığı delikten ikinci kez ısırılmayacak kadar basiret ve feraset sahibidir. Bununla birlikte, karşımızdaki tablo, Avrupa’daki muhataplarımızın Türkiye’nin istiklali ve istikbali uğrunda ödediği bedellere en küçük bir saygılarının kalmadığının işaretidir.

Bazı ülkelerin etkisi altında kalarak yetkilerini aşan, Türkiye’nin egemenlik haklarını hiçe sayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, sistemin kurucu üyesi İngiltere bile tahammül edememiştir. Bizim de terör örgütleriyle aynı hizada sıralanan kurumların kararlarına ne saygı duymamız ne de onların dediklerine kulak asmamız mümkün değildir.

Üstelik mesele sadece bundan da ibaret değildir. Bize demokrasi dersi verenler, kendi bünyelerini zehirli bir sarmaşık misali saran İslam düşmanlığı karşısında üç maymunu oynamaktadır.

İslam düşmanlığını adeta kutsayanlar, bu yöndeki her adımı doğrudan veya dolaylı olarak destekleyenler, Türklere ve Müslümanlara yönelik nefret suçlarına göz yumanlar, kendi sonlarını hazırlamaktadır.

Hep söylediğimiz gibi; hangi bahaneyle olursa olsun terör örgütleriyle, İslam’a ve Türklere karşı düşmanlık besleyenlerle aynı çuvala girenler, bir gün aynı akıbete maruz kalmaya mahkûmdur. Türkiye’ye karşı hasmane politika izleyip de günün sonunda kazançlı çıkan hiçbir ülke, hiçbir toplum, hiçbir kurum yoktur.

Aynı şekilde Türkiye’nin dostluğunun ne kadar değerli ve kritik olduğunu, Karabağ’dan Libya’ya, Suriye’den Somali’ye kadar tüm kardeşlerimiz çok iyi bilmektedir. Ülkemiz, bu bölgelerde adaletten, meşruiyetten ve insan hayatından yana ağırlığını koyarak, zulme ve işgale geçit vermemiştir.

Son olarak 30 yıllık işgalin ardından, Azerbaycan toprağı olan Karabağ özgürlüğüne kavuşmuş, hamdolsun, burada da hak yerini bulmuştur. Biz, dostlarımızı çoğaltma konusunda samimi bir gayret içindeyiz. Uzattığımız dostluk elini tutan herkesle, ortak çıkarlar doğrultusunda yol yürümekten memnuniyet duyarız.

Diyalog ve diplomasiye alan açıldığında, ne kadar çetrefil olursa olsun, çözülemeyecek hiçbir sorun görmüyoruz. Nitekim son dönemde bu doğrultuda pek çok önemli adımı başarıyla attık.

Ülkemizin etrafında bir barış ve huzur kuşağı oluşturma hedefimizde ciddi mesafe aldık. Bölgesel entegrasyon projeleriyle iş birliğimizi derinleştirmeye çalıştık. Bunlara yenilerini eklemeye hazırız. Bize bir adım gelene, biz koşarak gideriz. Yeter ki Türkiye’nin egemenlik haklarına, büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlarına, kırmızı çizgilerine, birlikte kazanma ilkesine saygı duyulsun.

Bunları sağladığımızda, hiç kimseyle konuşamayacak, müzakere edemeyecek, anlaşamayacak hiçbir meselemiz yoktur. Tüm bu politikalarda Cumhur İttifakı olarak tesis ettiğimiz anlayış birliğine, Meclisimizdeki diğer grupların ve partilerin de en geniş şekilde katkı sağlayacağını ümit ediyoruz

Hadiseye, “mesele Türkiye ise, geri kalan her şey teferruattır” diye bakıyoruz. Rotasını milletin çizdiği, önceliklerini milletin belirlediği, milletle aynı yöne bakan, aynı istikamette yürüyen tüm aktörlerden bu hassasiyetle hareket etmesini bekliyoruz.

Değerli Milletvekilleri,

Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına kavuşmanın haklı gururunu yaşadığımız 2023 senesini, ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz açısından yeni bir dönemin müjdecisi hâline getirmek bizlerin elindedir. Bunu da beraber konuşarak, tartışarak, uzlaşarak ve neticede Türkiye ortak paydasında buluşarak başarabiliriz.

Demokrasiyi, diğer yönetim tarzlarına göre üstün kılan en önemli vasfı, toplumsal müşterekleri artırmaya imkân tanımasıdır. Demokrasiyi güçlendirmek, bu bakımdan milletin birliğini, bütünlüğünü, birarada barış ve huzur içinde yaşama iradesini de güçlendirmek demektir.

Hakarete, iftiraya ve yalana varmadığı sürece her türlü tenkide, milletimize faydası dokunacak her türlü teklife açık olduğumuzu tekrar vurgulamak istiyorum. Biz, her hâl ve şart altında doğru bildiklerimizi, ülkemizin hayrına olduğuna inandığımız hususları açık yüreklilikle dillendirmeye devam edeceğiz. Elbette haksızlıklar karşısında susmayacağız. Milletin, sandıkta bizlere emanet ettiği muazzez iradesine kesinlikle leke sürdürmeyeceğiz.

Vesayetin her türlüsüne karşı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerekirse göğsümüzü siper edeceğiz. Türkiye’yi ve Türk Milleti’nin çıkarlarını küresel arenada cesaretle savunurken, hiç kimseden çekinmeyeceğiz. Ama istiklal ve istikbalimiz adına verdiğimiz bu mücadeleyi, mümkün olan en geniş zeminde ve mutabakatla yürütmenin çabası içinde olacağız.

Meclis çatısı altında ülkemize hizmet gayesiyle çalışan siyasi partilerin, 85 milyonun her bir ferdinin birikiminden istifade etmeye gayret edeceğiz. Meclisimizin yeni yasama yılının yeni bir iş birliği ruhuna kapı aralamasını ümit ediyorum.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu duygularla bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28’inci Dönem 2’nci Yasama Yılı’nın hayırlı olmasını diliyorum. Milletvekillerimize yeni yasama yılında Mevla’dan başarılar temenni ediyorum. Türkiye Yüzyılı’nı inşa etme mücadelemize vereceğiniz destekler için her birinize şimdiden teşekkür ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla… 

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.