19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı bugün.

Ülkemizin yarınları gençleri düşünürken klavyemde parmaklarım gezinmeye başladı.

 Öğretmen, 2 öğrencisine birer sepet verir ve bahçeye elma toplamaya gönderir.

“En tatlılarını getiren mezun olur.” der.

Öğrenciler 1 saat sonra dönerler.

Biri, arkadaşının sepetine yan gözle bakıp kendi getirdiklerinin muhteşem göründüğünden emin olmanın rahatlığıyla koyar sepetini ortaya. 

Her biri tornadan çıkmışcasına muntazam, pürüzsüz, göz alıcı elmalar, ondadır.

Ardından diğeri koyar sepeti. Eğri büğrü, kötü görüntülü, ezik, tomurcukken yağmur değmiş, yaralı bereli ne kadar elma varsa toplamıştır.

Öğretmeni,”Yolun açık olsun.” der ve uğurlar öğrenciyi.

Diğeri “Nasıl olur! ” diye hayıflanır; bir kendisinin bir giden öğrencinin elmalarına bakarak…

Öğretmen çakısıyla birer parça keser; bir onun harika görüntülü elmasından, bir de giden öğrencinin yaralı bereli elmasından…

“Tat” der. “En tatlısını dedim, kabuğu en güzel olanını değil.”diyerek uzaklaşır.

Gerçekten de , pazardan aldığınız, üzerine dolu değmiş meyvenin o kısmını koklayın ve tadın, bal gibidir.

Ağaçta kalan kuşların gagaladığı yerden tadın, şeker gibidir..

Biz kusurlarımızla güzeliz. Yokluk, acı ve zorluklarla büyümüş insanlara bakın, olgunlukları ile çevrelerine örnek olurlar.

Yaralanarak büyüyor, yaralandıkça tatlanıyoruz, yaralarımızla güzeliz hepimiz diyerek yazıma başlıyorum.

Ekonomi kötü bu aralar.

Millet gergin.

Sağa dönsen ama diyor sola dönsen fakat diyor.

Herkes kendini salmış kendince ülkeyi ya da vatanı kurtarıyor.

Politik kirlenmişlik içinde seçim atmosferinden geçim hidrosferine geçeceğimiz günleri özlemle bekliyorum.

Apokaliptik ortamda apolitik seyrederken bu aralar beni sevindiren tek şeye, Galatasaray’a odaklanmış durumdayım. İç saha maçlarında bir hafta oğlumla bir hafta kızımla Ali Sami Yen’de yerimizi alıyoruz.

Şampiyonluk yarışında iki adım önde olan Galatasaray’ı ,Galatasaray taraftarını, tribünleri ve en önemlisi gençleri izliyorum. Maestro şefliğini Okan Buruk’un yaptığı şampiyonluk korosu sahaya çıkınca şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlıyor. Beni ilgilendiren süreç de tam burada başlıyor.

Gençler telefonlarını ellerine alıyorlar, görüntülemeye, kaydetmeye, canlı yayın açmaya başlıyorlar. 52 bin taraftarın 51 bini anı yaşamak yerine anı görüntülüyor.

Ah ah, Carpe Diem, başka ne diyem?

Yine taraftarın çoğu izlemek yerine izletmeyi seviyor. Konum paylaşıyor, video paylaşıyor, ben buradayım diyor.

Yeni nesil taraftar sabırsız, maçtan önce alkol almış, maç esnasında stresli ve ellerinde sigarası, içinde tutku ile hapsettiği dumanı Vadi İstanbul’a üflerken içerisinde objenin genellikle Fenerbahçe’nin olduğu sinkaflı cümleler kuruyor.

Ellerde son model telefonlarla zum yaparken her zaman yaptığı gibi abur cubur yemeye, atıştırmaya devam ediyor.

Gençler ellerindeki olanaklara, kombinelere, formalara, stad altına kadar inen metroya rağmen şükürsüz, sabırsız, sonuç odaklı hep bir homurdanma halinde hemen sonuç istiyor.

Başarısızlığa tahammül edemiyor.

Üç maç önce kahraman ilan ettiğini üç maç sonra protesto ediyor. Öyle ki tribünlerin Harry Potter'ı Kerem Aktürkoğlu bile gençlerin arasında homurtularla anılıyor.

Gençlerin çoğu zorluk nedir bilmiyor; zorluğu sevmiyor, şükrü,sabrı ve teşekkürü bilmiyor.

Gençleri sanırım en iyi ellerindeki kahve bardakları, lüks telefonları gizemli bakışları sigara dumanları özetliyor.

Gelişmiş baş parmakları ile klavyenin canına okuyan sosyal medyanın asosyal ergenleri webde akranlarına ve diğer taraftarlara ayar verirken zorluk çekmeden milyoner olmanın ve kolay paranın hayallerini kuruyor.

Evlatlarımızı kolaycılığa alıştırarak doğru mu yaptık acaba?

Her ilde bir üniversite açarak işsizliği öteleyen bir eğitim politikası var.

Zorunlu eğitim politikası ile çırak usta kalfa dengesini yok eden bir açmaz ile karşı karşıya kaldık.

Çocukların ebeveynleri helikopter annelere, kar küreyici babalara dönüştü. Kimse çocuklarını çalıştırmıyor, sadece kurslara gönderiyor. Herkes masa başı iş istiyor.

Birisi yapar, birisi bu pisliği temizler, birisi gelir bizi kurtarır, diyor gençler..

Amaan bana ne diyor..

Buraya kadar okuduysanız ne mutlu bana…

Agave Kaktüsü nedir, bilir misiniz?

Agave Kaktüsü Meksika’da çölde yetişen bir kaktüs türüdür. Bu kaktüs tekilanın hammaddesi olduğu gibi, yapraklarında da Sisal denen ipeksi bir iplik vardır ve ipekten daha pahalı bir kumaşın yapımında kullanılır.

İşte Amerikalı bir iş adamı bu kaktüslere yatırım yapmaya karar verir. Amerika’da büyük bir arazi alır ve bu arazinin içine büyük bir fabrika kurar.

Bu arazide kaktüsleri yetiştirmeye başlar. Kaktüsleri orada daha büyük ve daha bol yapraklı yetiştirmek için her türlü fedakârlığı yapar. Kaktüsleri bol vitamin ve zenginleştirilmiş gübrelerle besler.

Çabaları sonuç verir, daha iri ve yaprakları daha büyük bitkiler elde eder. Sıra yaprakların içindeki iplikleri toplamaya gelir. İlginç bir olayla karşılaşırlar; hemen hemen tüm kaktüslerde bu iplikler kaybolmuştur! Yapraklar daha iri olmuş ama içlerindeki iplikler kaybolmuştur. Buna bir türlü anlam veremez ve iş adamı büyük bir zararla fabrikayı kapatmak zorunda kalır. Ama olayın sebebini öğrenmek ister ve sorunun peşini bırakmaz.

Sonuçta Amerikalı bir bitki biyoloğu ile anlaşır. Bitki biyoloğu çöle gider, bu tür kaktüslerden birinin yanında çadır kurar ve bir-iki ay kaktüsü gözlemler, inceler ve sonuçta bir rapor yazar.

Raporda şu ifadeler yer alır; “…bu ipliklerin ortaya çıkma sebebi çölün çetin ve zor koşullarıdır. Siz bu kaktüsü rahat bir ortama yerleştirmekle bu yeteneğinden mahrum etmişsiniz. “

Doğal ortamında hem tekilanın hem de ipeksi kumaştan daha etkili kumaş üretimini sağlayan Agave Kaktüsünün habitatı yok edildiği ve hormonlu bir şekilde üretildiği için özünden koparılmıştır. Konfor alanına hapsedilen çocuklar için çağımızın travması rahat batması ne yazık ki..

Çocuklarımızı yetiştirirken bizler de böyle hatalar yapıyor muyuz?

Her ebeveynin en büyük yanılgısı, çocuğunun aslında bir dahi olduğu yanılgısıdır.

Bu deha için henüz küçük yaşlarda özel dersler, kurslar aldırarak doğasına müdahale ediyoruz.

“Helikopter Ebeveyn” rolüne bürünerek onların hayatta karşılaşacakları sorunları çözerek, onları toz pembe bir dünyaya hazırlıyoruz. Böylece sorun çözme, mücadele etme, savaşma ve yılmazlık güdülerini yok ediyoruz.

Haddinden fazla, abartılı kurslar, eğitimler aldırarak onların doğasında olmayan, çocuğun hiç ilgi duymadığı, yapmaktan mutlu olmayacağı alanlara yönlendiriyoruz.

Çocukları zorla matematikçi, zorla tıp doktoru zorla akademisyen yapmaya çalışıyoruz. Bu çabaların sonucunda kısmen başarıya ulaşıyoruz ama vasat doktor, vasat mühendis, vasat doktor yetiştirmenin dışında bir şey yapmıyoruz.

Burada Necati Cemaloğlu Hoca’ya kulak verelim;

“Agave kaktüsü yetiştirirken yaptığımız hataları, çocuk eğitiminde de yapıyoruz.

Düzeyde sembolik başarı elde ediyoruz ama mesleğinde marka olacak nesilleri kendi ellerimizle yok ediyoruz. Rahat ve konfor alanı geniş bir ortamda yüzeysel başarı ortaya çıkabilir ancak bu başarı çocuğun hayatta da başarılı ve mutlu olacağının göstergesi değildir.

Her şeyi hazır vermek yerine çocuğun mücadele etmesini sağlamak, duygusal zekâsını geliştirmek, savaşçı özelliğini pekiştirmek gerekir.

Sonuç olarak çocuk yetiştirirken, eğer ona kötülük etmek istiyorsanız her istediğini verin, her istediğini yapın.

Kendisini tanımasına, yeterlik ve yetkinliklerinin farkına varmasına engel olun.

İyi bir müzisyen olacak çocuktan zorla eczacı, iyi bir basketbolcu olacak çocuktan zorla bilgisayar mühendisi yetiştirmeye çalışın.

Çocuklarınıza her alanda özel ders aldırıp sınav kazandırın ve puan üstünlüğüne göre hiç ilgisi olmayan alanlarda öğrenim görmesi için teşvik edin.

Sevgili ebeveyn;

Eğer çocuğunuza iyilik yapmak istiyorsanız, ona sadece rehberlik edin.

Kendi seçimlerini yapması için onlara öz güven kazandırın.

Kendisini tanıması, sorun çözmesi, tercihlerini yapması için onlara fırsat verin.

Kararlarını sorgulamayın, destekleyin.

Yoğun mücadele ederek yetişen çocukların savaşma kapasitesi geliştiği, sorunlarla mücadelede deneyim kazandığı için daha başarılı olacaktır.

Sorunlarla mücadele ederken kendini yenileme ve geliştirme olanağı elde edeceği için öz yönetim becerisi de gelişecektir, unutmayın… ”

Vesselâm.

Kaynakça:

Miandji, A. (2023). Agave kaktüsü ve İbretlik Öyküsü.

https://www.sozgazetesi.org/oenemli- dosyalar/agave-kaktusu-ve-ibretlik-oykusu/

Erhan Ziya SANCAR

Eğitimci - Yazar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Cengiz Baler 1 ay önce

Gerçekten rehber Anne ve Baba olabilmek...

Avatar
Ali Çetin 1 ay önce

Selam ve dua ile lakin bu FB - GS maçı için ne dersin, skor tamam FB oynadı kazandı. Lakin bu Ali ♈ yaptıkları içimden çıkmyor.

Avatar
Bekir Daşdelen 1 ay önce

Harika...

Avatar
Arzu ÖNCÜ 1 ay önce

Harika bir yazı tebrikler

Avatar
Ebru Coşkun 1 ay önce

Bir hocamız çocukların psikolojik bagisikligi yok derdi herseyi önlerine her lokmayı ağızlarına bekledikleri için böyle oldu nesiller narsist ve tüketim cılgini genclik

Avatar
Filiz Atay 1 ay önce

Toplumumuzun kanayan yarasına parmak basmışsınız.Özgüvenin ve mutluluğun akademik başarıyı da beraberinde getireceğini anlayabilen her birey doğru yolda ilerlemektedir.Emeğinize sağlık.Yine çok güzel izah etmişsiniz.Saygılar

Avatar
Funda karagul 1 ay önce

Harika bir yazı olmuş hocam yeni nesil i tam anlamıyla ozetlemissiniz ne yazık ki gerçekler...

Avatar
Ahmet 1 ay önce

Hocam kaleminize yüreğinize sağlık.

Çok yerinde ve gerçekçi tespitlerde bulunmuşsunuz.
Doğru söze ne Hacet

Saygılarımla Selamlıyorum