Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının üzerinden daha bir yıl geçmemiştir ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Birinci Maarif Kongresi toplantısı yapılmıştır. Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra da 1924 yılında ilk eğitim programları hayata geçirilmiştir. 1914 yılında başlayan ve sonrasında Kurtuluş Mücadelesiyle devam eden aralıksız sekiz yıllık savaşlar neticesinde yorgun, yoksul ve harabe bir ülkeyi hayal edin. Tüm eğitimli insan kaynağını cephede şehit vermiş geriye kalan yaşlıları ve çocuklarıyla okuma yazma bilmeyen bir toplumu da unutmayın. Elinde avucunda ne varsa vatanın bağımsızlığı için harcamış, tüketmiş ecdadın bir an öce ayağa kalkması ve hedef gösterilen muasır medeniyetler seviyesinin ötesinde bir hayat yaşama arzusu. Tüm sıkıntılara rağmen eğitimi birinci önceliğine taşıyan Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları… O günlerde 1921 ve 1924 yıllarında atılan temeller üzerine inşa edilen bir Milli Eğitim Sistemi bugün yeni güncel programlarıyla ülkenin ihtiyaçlarına hizmet etmek için önümüzde duruyor. Eleştirilerimizi yapacağız. Eksik yanlarımızı tespit edeceğiz.  Daha iyiyi üretmek daha güzele ulaşmak için yorulacağız. Ama niteliğe bakmadan nicelik ve görünürlük üzerinden gereksiz eleştirilerde bulunarak enerjimizi tüketmeyeceğiz. Basit bir örmekle izah edecek olursam: Neden Türkiye Maarif Modeli? Neden “Maarif” kelimesi kullanılıyor?  Sadece kelimeler ve isimler üzerinden gelen eleştiriler var. Ülkemizin jeopolitik konumunu düşünelim kısa bir süreliğine. Dünyanın merkezinde Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bulunduğu coğrafya üzerinde onlarca medeniyetin yaşadığı çok değerli bir toprak parçasındayız. İster istemez hem Avrupa hem de Asya kıtasından etkileniyoruz. “Maarif” kavramına takılan Avrupalı kardeşim(!), ”Model” kelimesinin Fransızca olduğunu unutuyor. Ya da bunun tam tersi de düşünülebilir. Önemli olan içeriğinde neler var ona bakmak gerekiyor. 

Bundan önce altı kez değişikliğe uğrayan müfredat programlarımız bundan sonra da değişmeye devam edecek elbette. Zira yeni şartlar geliştikçe ve ortaya çıktıkça kaçınılmaz bir durum olarak programlarda da değişikliğe gidilecek. Şunu söyleyemeyiz. Bu program muhteşemdir ve daha değişikliğe gidilmeyecektir. Değişmeyen tek gerçeğin değişimin kendisi olduğunu göre yaşam biçimlerimizden ihtiyaçlarımıza kadar her şeyin değiştiği bir dünyada hayatlarımızı idame ediyoruz. Hal böyle olunca da yarın ihtiyaca binaen yeni programlarla yüzleşmeye devam edeceğiz. İkinci bir takıntı sorusu ise “^programı kimlerin hazırladığı” ile ilgili. Bunu net bir şekilde ifade etmeliyim ki ben de bizatihi sizinle aynı şüpheli düşünleri paylaşıyordum. Ancak Ankara Kızılcahamam’daki kampta gördüm ki sahada görev yapan yaklaşık sekiz yüze yakın meslektaşım ile iki yüzü aşkın akademisyenin emeği var. Birilerinin talimatıyla yapılmış bir iş değil anlayacağınız. Başlarken de söylediğim gibi eksikleri mutlaka olacaktır. Sahada uygularken karşımıza yeni yaklaşımlar yeni dokunuşlar yapılması gerektiğini hep birlikte göreceğiz. Bu defa teknolojinin pratik yanıyla kitaplarda bulunan kare kodlar vasıtasıyla ilgili tüm paydaşlara düzeltme mesajı gönderebileceğiz. Kim bu tüm paydaşlar: Kitap yazım komisyonunda görev alan meslektaşlarımız, akademisyenlerimiz ve en son olarak da Talim Terbiye Kurulu üyelerimiz. Bunu çok kıymetli bir çalışma olarak görüyorum. Mesela; öğretmen arkadaşım Sosyal Bilgiler dersinde üçüncü temanın yerini yanlış buldu. Bir tarihi olay silsilesinde kronolojik düzen bozukluğunu yakaladı. Ve üçüncü temanın aslında dördüncü temayla yer değiştirmesi gerektiğini fark etti. Anında düzeltme için işlemi kare kod ile yapabiliyor. Ne MEBBİS, ne de E-Devlet uygulaması ile şifrelere ihtiyaç duyuyor. Başka bir arkadaşımız ise öğrenim çıktısını eksik buldu, yerinde olmadığını düşündü. O arkadaşımızda aynı işlemler işin mutfağındaki arkadaşlarımıza ulaşabiliyor. Şimdi 2024-2025 eğitim öğretim yılında anasınıfları, birinci sınıflar, beşince ve dokuzuncu sınıflarda görev alacak öğretmenlerimizle biz yeni programa hayat vermeye başlayacağız inşallah. 

Peki, yeni programla ilgili neler söyleyebiliriz? Programların ortak metinlerinden hareketle birkaç önemli ipucu verelim.

Dünyaya ayak uyduracak bir nesil değil dünyayı yaşanabilir kılacak olumlu alana kanalize edecek bir nesil yetiştirmeyi hedefliyoruz.

Köklerden geleceğe inşa yoluyla; tarihini bilen, geçmişiyle gurur duyan, büyüklerine saygı gösteren evrensel değerlere hâkim dijital okuryazarlığı olan gençler yetiştirmeye çalışacağız.

Bilen değil yapan bireyler için, beceri temelli eğitim anlayışı yeni programda tüm bileşenleriyle işe koşulmuştur.

Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizin okul hayatını kolaylaştırmak için gereksiz ve anlamlı durmayan konular üzerinde sadeleştirmeye gidildi ki bu genel tüm programlar içinde % 35 civarındadır. 

Programın sloganı “sadeleştirerek derinleşmek” olmuştur.

Bazı kavramlar kodlarla ifade edildi. Bazı kavramların isimleri değiştirildi. Mesela, “ kazanımlar yeni programda öğrenme çıktısı” olarak yer aldı.

Her öğrencinin aynı bilgiyi öğrenmesini değil her öğrencinin elin parmak izleri kadar birbirinden farklı oluklarını ve seviyelerine uygun öğrenmelerini sağlamak istiyoruz.

Sonuç odaklı değerlendirmeler yerine süreç odaklı değerlendirmeler yapacağız.

Yeni programda öğretmenlerimizin yaptığı bütün çalışmalar ete kemiğe bürünmüştür. Bunu uygulama aşamasında tüm meslektaşlarımız hissedeceklerdir.

Yeni neslin bilgiyi işleyen değil bilgiyi üretken olmasını istiyoruz.

Programda önemli olan süreç bileşenleridir. Bu bileşenleri öğrencilerin öğrenme ve bilgiyi hayata tatbik etme alanında kullanacağız.

Dünya öğrencisi olmak zorundadır evlatlarımız. Bugünün çocuğu yarının büyüğü, bugünün çocuğu yarının nitelikli işgücü olduğunu unutmayacağız. Program bu konuda bizim en büyük destekçilerimizden birisi olacaktır.

Deneyler ve gözlemler yeni ve çok önemli iki temel değerimizdir. Geçmiş programlarda olduğu gibi yeni programımızda da gözbebeğimiz olarak yer alacaktır.

Programların canlı bir süreç olduğunu unutmayacağız. Yeni programın sürekli revize edilebilir ve sürekli güncellenen bir yapısı vardır.

Biz ülke olarak Asya ve Avrupa’yız. Bu durum; eğitim, kültür, sanat, spor ve birçok alanımızı ister istemez kuşatacaktır. Yetmedi yaşam biçimlerimizi, kullandığımız kavram ve kelimeleri de etkileyecektir. Bu sebeple kelime ve kavramlara çok takılı kalmadan işin özüne odaklanmak zorundayız.

Yeni programda hedef yine değişmedi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Muasır medeniyetler seviyesinin ötesinde bir yaşam alanı oluşturmak” noktasından bu alana yaşanılabilir bir dünya kurgusu ekleyerek sürdürecektir. 

Yeni neslin analitik düşünme becerilerine sahip olması, iletişiminin güçlü olması, dijital okuryazarlık becerisi ile bir yabancı dil biliyor olması üzerine yeni program tasarlanmıştır.

İnsanoğlunun madde ve manadan oluştuğu bu sebeple de uçması için iki kanada ihtiyaç duyduğu net şekilde hayata geçirilmeye çalışılmıştır. 

Yeni programla ilgili birçok güzel madde daha eklenebilir. Tabi ki eleştiri maddeleri de yazılabilir. Bizim işimiz bardağın dolu tarafına bakmak, muhtara kızıp merayı da biçmemek.

Yazımın son bölümünde de, eğitim sistemlerinin nasıl evrilmesi gerektiği üzerine birkaç cümle yazmak istiyorum. Artık dünya avucumuzun içinde, her türlü bilgiye ulaşıp erişebiliyoruz. Buradaki önceliğimiz dezanformasyon ile mücadele etmektir. Hemen yanı başına iklim değişiklikleri ve göçü de eklemek zorundayız. Ayrıca ötekileştirme ve sosyal kutuplaşmalara da dikkat çekmek isterim. Bu risklere bakıldığında da STEM çalışmalarının sadece slogan veya reklam olmaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. İyi matematik okuryazarlığına, etkili bilimsel düşünce gücüne ihtiyaç vardır. Teknolojinin takibi hatta bu sürecin bizatihi yönetilmesi ve mühendislik alanları da geleceğimizin inşasında önemli yer kaplamalıdır. Eğitim sistemlerinin oldu bitti değişimler yerine Dünya ile entegre ve beceri odaklı yetkinlik geliştiren deneyimi artıran hibritleşmiş bir yeni bakışı yakalaması düşünülebilir. 

Sonuç olarak; yeni nesli yaşayacakları çağın ayak izleriyle buluşturmalıyız. Sosyal kutuplaştırmalardan uzak, bilinçli ve elleri nasır tutmuş Anadolu insanının öz mayasıyla yeniden yoğurmak zorundayız. Bilgiyi üreten ve dünyaya satabilen güçlü dinamik bir yapı için el ele vermek boynumuzun borcudur. Bu coğrafya bedeli ödenerek vatan kılınmıştır. Bize düşen görev ise emaneti sağlam ve güvenli bir nesle teslim etmektir.

Saygılarımla.

İrfan ERTAV

Yazar

İnstagram: @yazar.irfan_ertav 

Facebook: Uzman Muallim   

G-mail:[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Ali Güneysu 3 hafta önce

Hocam teşekkür ederim. Çok güzel bir analiz ve ufuk oluşturmuşsunuz.

Avatar
İrfan Ertav 3 hafta önce

Ahmet Ali Bey hocam çok teşekkür ederim, varolunuz