Sözleşmeli memurluk, kamu kurum ve kuruluşlar da memuru disiplin etmek için yaygınca kullanılmaya başlandı. Hükümet 2013 yılına kadar düzenli bir şekilde sözleşmeli memura kadro veriliyordu. Ne olduysa 2013 yılından itibaren kamuda ki üst düzey bürokratların defansı ile ötelenirken bu kişilerin siyasi şuura vermiş oldukları mesaj olumsuz oluşu ile hükümette olumsuz bir ön yargı oluştu.  Ne yazık ki bu önyargı kuvvetlenerek hükümetin siyasi düşüncesi haline geldi. Oysaki kamu kurum ve kuruluşların ihtiyacı olan memuru karşılamak için sözleşmeli memur tercihi ile yeni alınan memurları istedikleri gibi yönlendirme fırsatı ellerine geçmiştir. İşin aslı üst düzey bürokratların kendilerini Olympos dağındaki tanrılarla özenerek bu sözleşmeli personeller üzerinde söz sahibi olma isteği ile bu insanların hayatlarını çileye ve eleme çevirdiler. Ne yazık ki hükümetin birçok sorun içinde bu olayı net görememesi ve iç ve dış siyasetteki hareketli zemin sözleşmeli memurların feryadını duymamalarına neden oldu. Duyulsa da bürokratların bu konuyu hafifletici düşünceleri ile görmezlikten gelindi.  Hele yerel seçimlerden sonra olan ise canları acıtan birçok insanı işinden, aşından ve ailesinden eden bir süreç yaşandı. Sözleşmeli memur kıyımına şahit oldu. Bu kabul edilemez bir yaklaşım her kim yapıyorsa bunun bedeli ödenecektir. 

Sözleşmeli memurların bitip tükenmeyen çilesi 2013 yılından berri hat safhaya ulaştı. Kimisi eşiyle kimisi aşıyla kimisi de çocuğuyla sınandı. Bu hayat yolunda ne kadar zor bir süreçtir. Bu insanlar vali, bakan, milletvekili veya üst düzey bürokrat çocuğu değil bu insanlar Anadolu’nun garip inisanlarının çocuğu bunu asla unutulmamalı. Çünkü yıllarca iktidarda olan hükümet Anadolu insanın dertlerine el uzattığı için iktidarda olduğu unutulmamalıdır. Bu insanları unutmak onların sorununa çare olmayıp görmezden gelmek biriken sorunu çözmemek hükümet için büyük sorunlara yol açacağı aşikârdır. 2013 den berri bu kesimi görmemezlikten gelmek sorunları büyütmüş kamuda kanayan bir yaraya dönüşmüştür. Öğretmenler, hemşireler ve kamu kurum ve kuruluşlardaki birçok sözleşmeli memur hayatlarını düzene koymak için kadrosunu beklemektedir. Hele Yerel Yönetimlerde çalışan 5393 Saylı Kanun 49 Maddesine göre çalışan 4/B personelin 31 Aralıkta kelle kesimi yapılırken bu insanların yaşamlarını nasıl ikame edileceği görmezlikten gelmek onları kaderleriyle baş başa bırakmak ne kadar vicdanidir. Kanun yapıcı sessizliğini korurken bu insanlar arafta kalmaktan sesleri solukları çıkmıyor. Ne yapacaklarını evine nasıl ekmek götürecekleri kaygısı hat safhaya gelmişken çaresizliğin ne olduğunu yaşıyorlar. Yerel yönetimlerde çalışan çoğu teknik personel yaş itibari ile yeni iş bulma kaygısında kaybolup gidiyor ruhsal çöküşün eşiğine geliyorlar. Artık onlar sekeratı mevt pozisyonunda ölüm sarhoşluğu yaşıyor. Kanun yapıcı geçmiş dönemlerde sözleşmelilerin bu haline önem verir iken şuan görmezlikten gelmesi çok elem verici bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Koronavirüs salgını ile beklentilerin hayal olduğu bu dönemde sözleşmeli memurlar seslerini çıkarmak isteseler de devletin bekasına gelecek her hangi bir yaklaşımdan uzak duruyorlar. Hepsi devlet terbiyesi ile hükümetten kadro sorununu çözülmesini istiyorlar.  Salgının tüm olanakları sınırlandırdığı düşünüldüğünde yerel yönetimlerden işten çıkartılan binlerce ifade edilen sözleşmeli memurların hayat savaşını kaybetme noktasına geldiğini görüyoruz. Yerel seçimle yönetime gelen siyasetçilerin hınca hınç yaklaşımı ile bu insanlar aşsız kaldılar. Umutları çalındı ailesine ekmek götüremeyen binlerce insanın hayatta kalması için hiçbir nedenler kalmadı. Hangi vicdan bu duruma sessiz kalır. Siyasete kurban edilen bu insanların hakkını savunacak bir Allah’ın kulu olmaması ne kadar da üzücü bir durum. Bu diğer sözleşmeli personeller içinde geçerli olmaktadır. Ama şuan en büyük sıkıntı hayatlarını sürdürebilmek ve eve ekmek götüreceği iş akdi iki dudak arasında olan yerel yönetimde ki sözleşmeli personel için hayati bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu insanlara sahip çıkılmalı ve onların hayat ikameleri sağlanmalıdır. Hele bir de süreli süresiz gibi sözleşmeli memuru ayırmak hiçbir etik yaklaşıma sığmaz. Bu polemikten bir an önce vazgeçmeli ve kadro tahsisi yapılmalıdır.

Devlet süreli süresiz sözleşmeli gibi polemiklerle kafası karışık bir vaziyette çelişkilerini yaşarken bu insanlar sisteme kurban ediliyor. Zaman gelir en kudretli olan da kudretsiz olur. Bize öğretilen tek şey tek kudret sahibi Rabbin olduğudur. Artık hayalleri yok olmuş evine götürdüğü ekmeğe el atmış bir zihniyeti tek şikâyet edeceği makamı biliyorlar. Hiç şüpheniz olmasın o adalet sahibidir. O şefkatlilerin en şefkatlisi Rabdir. Sözlerimi tüm yöneticilere söylüyorum tabi inanlar için bu sözüm.

Yasin Erdem

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer Öztürk 3 ay önce

Sevgili Yasin bey ,
‘Kenar-ı Diclede Bir Kurt Kapsa Koyunu Gelir De Adl-i İlahi Ömer’den Sorar Onu!’
Her kademedeki yöneticilerimiz , siyasiler ,işverenler , bütün insanlık yukarıdaki Hz.Omer adaletini yüreklerinde hissetmez ise işimiz çok zor.

Avatar
abdullah tanrıkulu 3 ay önce

kaleminize yüreğinize sağlık,
ayrıca mahkeme süreçleri ve virüs meselesinden dolayı da mağduriyetler katlandı